Çağdaş yaşamın çözümlenmesinde sıkça kullanılan yabancılaşma terimi, siyasetten ekonomiye psikolojiden işletmeye birçok farklı alanda karşımıza çıkmaktadır. Kelime olarak Latince kökenli olan “Yabancılaşma“, “Alienation” kelimesinden gelmekte olup; bir olay, durum veya kişiden uzaklaşma, konumunu değiştirme anlamına gelmektedir.
Temelinde kişinin içinde bulunduğu kültür, yaşam koşulları, inanışlar veya çevresel düzen ile tam bir özdeşim sağlayamamasını anlatan bu terim insanlık tarihi kadar eskidir. İçsel ve dışsal koşullar tarafından çevrelenen insanın özünün, yenilikçiliğinin ve etkinliğinin gölgede bırakılması, hatta işlevsizleştirilmesi sonucunda kişinin yaşadığı ötekileşme hali de denebilir.
Kendine ve İşe Yabancılaşma Nedir?
Günümüz çalışma ortamında bireyler zamanlarının önemli bir kısmını iş yerinde geçirmektedir. Buna bağlı olarak çevre ile kurdukları ilişkiler ve çevreyi anlamlandırma biçimlerinde iş ortamlarının önemli bir etkisi bulunmaktadır. Bireyin iş ortamında kendisini rahat hissetmesi, iş süreçlerine katılması ve iş ortamında ürettiği ürün veya hizmet üzerinde kontrol hakkının bulunması, çalışanın performansı ve iş verimliliğinde artışa sebep olacaktır. Tersi durumda çalışanın kariyer hedefinden uzaklaşması ve yaratıcı yeteneklerini geliştirememesi ise kendine ve işe yabancılaşmasına neden olacaktır.
Çalışanın kendine ve işe yabancılaşması, işin gerektirdiği roller ile çalışanın kendi öz doğası arasındaki uyuşmazlığın bir sonucu olarak gösterilmektedir. İş süreçlerinin çalışanın katılımı olmaksızın belirlenmesi ve geliştirilmesi, onun işte duygusal ihtiyaçlarının karşılığını bulamaması ve kendine özgü olanı bastırmasına yol açabilmektedir. Böyle bir çerçeve içinden bakıldığında ise çalışanın kendine ve işe yabancılaşması kaçınılmaz olmaktadır.
Amerikalı Sosyolog Blauner ise kendine ve işe yabancılaşmayı, “işin; özerklik, sorumluluk, toplumsal etkileşim ve kendini gerçekleştirme gibi bireyin insan olarak değerini ortaya koyan koşulların ve ortamların sağlanamaması” olarak tanımlamaktadır.
Kendine ve İşe Yabancılaşmanın Nedenleri
İşyerinde yabancılaşmanın nedenlerine yönelik yapılan çalışmalarda çalışma koşulları, iş çevresi ve iş karakteristikleri gibi unsurların önemli etkenler olduğu saptanmıştır. Bireyin kendini ifade edemediği, iş süreçlerinin oluşturulmasına dâhil edilmediği ve kişinin gündelik yaşam sınırlarının başkası tarafından belirlendiği çalışma ortamları çalışanın kendini çaresiz hissetmesine buna bağlı olarak da zamanla içeresinde bulunduğu kurumlarda kendine ve işe yabancılaşma hissettiği görülmüştür.
Bireyin işe yabancılaşması ile işyerindeki çalışma koşullarının yakından ilişkisi vardır. Bürokratik yapı, merkezi karar alma, dikey iletişim ve biçimsel kuralların hüküm sürdüğü kurumlarda yabancılaşma daha yoğun olarak görülmektedir. Bu da bize gösteriyor ki yabancılaşma aslında kişisel bir özellik olmaktan çok “durumsal olarak gelişen” bir kavramdır ve doğru düzenleme ve politikalar ile engellenebilir.
Bireylerin genellikle gerçekleştirmeyi planladığı hedef ve amaçları bulunur ve bunlara uyum sağlayan adımlar atarak iş hayatında ilerlemek isterler. Bu bağlamda bireyin içinde bulunduğu kurumsal yapısının kabulleri ile kendi hedef ve amaçlarının birbirinden farklı olması da yabancılaşmaya neden olabilmektedir.
Öte yandan değişim ve değişim hızındaki artış, bireyin iş yaşamındaki hareketliliğini arttırmakta ve çalışanın kurum içindeki rollerini hızla değiştirme zorunluluğu getirmektedir. Bu değişim sağlıklı ve sistematik bir çerçevede gerçekleşmediğinde ise çoğunlukla birey işine yabancılaşmaktadır.
Yabancılaşma üzerine Türkiye’de gerçekleştirilen çalışmalarda, çalışanların kararlara katılamaması, işin rutin olması ve çalışma koşullarından duyulan memnuniyetsizlik yabancılaşma duygusunu artıran faktörler olarak saptanmıştır. Başka bir çalışmada ise bireyin yabancılaşma algısını, kurumun büyüklüğü, sabit bir işte çalışma, bürokratik yapı, işbölümü, monotonluk, çatışma, yönetim biçimi, yöneticiler ve diğer çalışanlarla yaşanan olumsuz diyalog ve işbirliği, kararlara katılamama gibi etmenler çalışanın hem kendisine hem de işine yabancılaşmasına neden olabilmektedir.
Kendine ve İşe Yabancılaşmanın Etkileri
Bireyin yaptığı işten uzaklaşması ile uyumlu olan yabancılaşma kavramı, kurum içindeki bireyi birçok farklı açıdan etkileyebilmektedir. Kurumunda yabancılaşan birey emeğini ortaya koyarken yaptığı iş ve iş süreçlerinden bir uzaklaşma yaşayacak ve olumsuz etkilerini kurum içerisinde mutlaka gösterecektir.
Yabancılaşma ile ilgili yapılan çalışmalarda olumsuz etkilerin hem kurumun genelinde hem de kişinin işi yapış biçimlerinde farklı şekillerde görüldüğü tespit edilmiştir. Bu çalışmalar kapsamında kendine ve işe yabancılaşma ile birlikte işletmenin performansının olumsuz etkilendiği, bireyin kurum içinde olumsuz davranışlar sergilediği ve kurumsallaşmanın maliyetinin arttığı tespit edilmiştir. Bireyin olumsuz davranışlarına örnek olarak ise yaptığı işe bağlanamaması, kopuk ilişkiler kurması, çevresinden izole olması, işine ve çevresine karşı bir soğuma ve ilgisizlik duyması gibi davranışlar gösterilebilmektedir.
Bir başka deyişle kendine ve işe yabancılaştırıcı etkiler bireyde;
Öte yandan yapılan çalışmalarda sağlık sektörü gibi hizmet sektörlerinde çalışanın sağladığı hizmet ile arasındaki bağın ortadan kalkması ya da azalması, başka bir deyişle sağladığı hizmetin anlamsız hale gelmesi ile çalışanların işe yabancılaşması, diğer sektörlerden çok daha ciddi olumsuz sorunlar doğurabilmektedir. Çalışanın hizmetinde kalitesizleşme, diyalog ve iş birliğinden kopukluk gibi davranışlar kurum dışından daha kolay fark edilebilmektedir.
Ayrıca kendine ve işe yabancılaşma yaşayan çalışanlar üzerinde yapılan çalışmalarda bu bireylerin işten ayrılma eğilimlerinin daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Bu durum ise çoğunlukla kurum bünyesinde yetişmiş çalışanın kaybedilmesiyle sonuçlanıp insan kaynakları politikasını olumsuz etkilemektedir.
Peki, Kendine ve İşe Yabancılaşmanın Önüne Nasıl Geçebiliriz?
Küreselleşen dünyada hızla değişen çevre ve teknoloji ile kurumlar arası rekabet hızla artmaktadır. Buna bağlı olarak kurumlar sadece maddi yatırımlar yaparak rekabet gücünü karşılayamayacağını, çalışanların tutumlarının kritik öneme sahip olduğunu fark etmiştir. Bu durum, günümüzde kurumların yenilikçi, güdülenmiş ve bağlılığı yüksek ve verimli çalışanlara olan ihtiyacını da artırmıştır. Dolayısı ile kurumların çalışanlarını desteklemesi, onların ihtiyaç ve beklentilerini anlaması ve duruma uygun çözümler üretmesi gerekmektedir.
Fakat yakın dönem çalışmaları incelendiğinde kurumlardaki çalışanların hatırı sayılır bir çoğunluğunun kendine ve işe yabancılaşma hissettiklerini görmekteyiz. Gerekçe olarak ise yönetici tiplerinin, bireysel faktörlerin, organizasyonel yapılanmanın, çalışma ortamı ve koşullarının kritik öneme sahip olduğu görülmektedir.
Kendine değer verildiğini, yaratıcılığını kullanabildiğini ve sürecin bir parçası olduğunu hisseden çalışan, işte kalmayı tercih edecek, işe devam edecek, iş performansı ve kurumsal vatandaşlık davranışı tutumunda olumlu davranış gösterecek ve en önemlisi kendine ve işe yabancılaşma duygusundan uzaklaşacaktır. Çalışanlar aldıkları kurumsal desteğin karşılığını, duygusal ve davranışsal olarak daha fazla bağlılıkla çalışarak vereceklerdir. Böylece kendine ve işe yabancılaşma eğiliminde düşüş sağlanacaktır.
Kurumlarımızın insan kaynakları politikalarını bu bağlamda oluşturmaları, çalışanları ile yakın diyalog ve işbirliği kurmaları ve bireyselleşmeden uzak bir kurumsal yapılanma kurmaları gerekmektedir. Çalışanlarımızı kendilerine ve işlerine yabanlaştırarak sağlıklı kurumsal ortamlar ve kurumsal etkililik sağlayamayız. Aman dikkat...
Saygılarımızla,
Melike ARTAR